27 Ağustos 2015 Perşembe

Kutsallaştırılan, Sorgulanmayan ve Olması Gereken İnançlar

Bir şeye inanmak insanın doğasında vardır ve o şeyde insanın kendisini bulmasını ifade eder. İnançlarımız gündelik hayatta bizlere yön verir ve yaşamımızdaki amacı kontrol eder.  Bu yüzden neye inanacağımızı yani neyi kabul edeceğimizi iyi seçmemiz lazımdır.

Bu seçme kriterlerini iyi analiz etmek gerekir. Çünkü var olan etkileriyle bizleri yönlendirecek olan bu inançlardır ve bu uğurda çaba harcayacak olan da yine inanç sahibidir. Kutsal olan hiçbir şey sorgulanma yönteminden geçmezler.  Bu yüzden inançların kutsallık değerine göz atıp doğruluklarını irdelememiz gerekir. Körü körüne inanmak sadece sanmaktır, gerçek inanç ise aklı ve kalbin ortak noktasını bulmakta yatar. Bu konuda his mantığı yazımızı okuyabilirsiniz.

İyi bir inancın temel şartı akli ve ahlaki  olmasıdır. Gelenekçi ,ezberci dogmalar ve bağnazlık barındıran inançlar bütün dünya insanlarına felaket ve yağma getirecektir. Tarihte merhametsiz inançların ve bağnazlığın insanları sömürdüğünü ne yazık ki gördük ve görmeye de devam ediyoruz.

Bilimselliğe inanan bir bilim insanı kendi ünü veya  para kazanmak için bilimsel çabalar yapabilir. Aynı zamanda böyle çıkarlar uğruna bilim yapmayan insanlar da vardır. Çünkü doğruya ve gerçeğe olan inançları böyle insanlar için yaşamın tek amacıdır. Doğruya olan inanç insanı doğruya götürür. Çünkü insan neyi arzularsa ona kavuşmak için çaba harcar ve o çabası gün gelir onu bulur.

kutsallaştırılan inançlar, sorgulanmayan inançlar, en güzel inançlar, olması gereken inançlar, kur'an mucizesi, 19 mucizesi, ateizm, din, milliyetçilik, ideoloji sorgulama, en değerli hayat,
Aynı şekilde dinle ilgilenen bir insan için de geçerlidir. Dogmalarla, hurafelerle karıştırılmış dinler için de doğruya ve gerçeğe iman etmek en temel öğretidir. Örneğin İslam dininde gerçek ve tek kaynak alınması gereken Kur’an da, tek yasa koyucu ve hüküm veren Yüce Allah iken bu durum mezheplerce hüküm verilmiş ve her mezhep kendi yasasıyla hüküm vererek Allah ın indirdiğini görmezden gelip, Kur’an da defalarca tam, detaylı, apaçık demesine rağmen yine de Kur’an da eksik arayıp kaynak dışı inançlara sahip olabiliyorlar. Bu durum kabul edilen inançların doğruluğu ve sorgulanması bakımından değerlidir. Çünkü inandığımız her inanç dünyamıza ya selam ve esenlik getirecektir veya savaşlardan çekilmez bir hayat getirecektir.

İdeolojilerin gölgesinde kurulan milliyetçi devletlerin de ideolojik olarak dünyanın bir insanlık devleti olmasına fırsat vermiyor. Yaşanan bunca savaş, emek sömürüsü, çalınan hayatlar devletlerin sürekli olarak bir üstünlük  gururundan ibarettir. Biri diğerine sürekli bir şekilde “sen balçıktan yaratıldın bense ateşten.. “diyerek üstünlük ve kibir savaşına yangınlar taşıyorlar. Kendi çıkarları uğruna savaşlar çıkaran tablolar görmek mümkün...  Bunun  uğruna mecburi bir askerlik görevi çıkarıp yoksul ailelerin çocuklarını ölüme gönderebiliyorlar. Kendi zenginlikleri ve yaşama istekleriyle iktidarlarını, ailelerini ve suçlarını ölümler pahasına korumaktadırlar.

Gruplaşma üzerine kurulan siyasetler dünya vatandaşı olmamızın önüne hep engel olmuştur.

Yayılan her inanç amacını bütün dünyaya hakim olmasını ister. Günümüzde karşıt görüşlü inançların veya ideolojilerin yaptığı da budur. Bazı inançlar vardır ki herkesin onlara boyun eğmesini, zorbalık ve katliamlarla otoritelerini tanınmasını isterler. Daha çok din üzerine kurulan bu radikal terör örgütlerinin insanların hayatları ve özgürlükleri ellerinden alınmaktadır.

Dünya da yaşanılan en güzel ideoloji veya inanç  hangisidir?

Dünyamızın çeşitli inançlar altında döndüğünü biliyoruz ve herkesin yaşadığı inanma özgürlüğü sorgulanamadığı için insanlık çok feci yıkımlar yaşıyor bugün. Bu inançların çoğu din, milliyetçilik ve ateizmdir.


Genellikle din çevresinde yaşanılan batıl inançlar, kaynak dışı mezhep inanışları yüzünden dinlerini parçalamış bulunmaktalar. Milliyetçilikle ilgilenenler insan ırkını parçalamışlar ve aynı siyasette bulunan insan toplulukları sınırlarla örtülü bir dünya bırakmışlardır. Ateistler ise düşüncelerinde Tanrı yı parçalayarak ve atomları Tanrı edinerek çok tanrıcı olmuşlardır. Bazen de beyinlerinin atomlardan oluştuğunu ve bu atomların bilinçsizliğinden şikayet ederek zihinsel olarak doğru düşünce kabulünün kendilerinde bulunmadıklarına inanırlar.  Bu durum insanın hep aradığı amacı Yaratıcıyı ve yaratılma nedenine giden yolları tıkamıştır. Evrende insanın yapayalnız olarak bir Raslantı Tanrısı tarafından yaratılması ve  her şeyin değersiz bir uğraş olarak algılayan bu insanlar boş çıkar ve faydalarla sanki zorla yaşamaktadırlar.

kutsallaştırılan inançlar, sorgulanmayan inançlar, en güzel inançlar, olması gereken inançlar, kur'an mucizesi, 19 mucizesi, ateizm, din, milliyetçilik, ideoloji sorgulama, en değerli hayat,
Daha umutlu ve yaşanılacak bir dünya için içimizdeki güzelliğe kulak verip yaratıldığımız beden ve irademizle hep daha iyisini arzulamamız gereklidir daha güzel bir dünya için. Her bireyin hayatı devletlerden daha değerli oluncaya kadar veya daha da ilerisi oluncaya kadar, insanların saygısı, sevgisi birbirlerini anlayıncaya kadar ve birbirlerinin  hayatlarına kör kalmayıncaya kadar hep devam etmeli güzel düşünceler...


Bu konuda Kur’an ın ilkelerinde bulunan hukuk ve öğretiler yaşanılan bir dünya ve dindir. Diğer dinlerin  ve öğretilerin aksine rasyoneldir, evrenseldir, daima gözleme teşvik eder birbirlerinin hayatına ve inancına saygılı olmayı gerektirir daha iyi ve güzel işlere teşvik edip 1400 seneden fazla aynı güzelliği insanlara hatırlatıyor. İbretle yeryüzü, evren ve insanların psiko-sosyolojik davranışlarından örnekler ve ibretler veren Kur’an bağımsız bir şekilde Tanrı tarafından indirildiğini 19 mucizesiyle ispatlıyor. Din ve dünya hakkında bildiğimiz çoğu yanlışın dogmalarla, hurafelerle ve yanlış mezhep öğretileriyle gerçeğin yıllarca oluşan sahte dinin sis bulutu tarafından çembere alınmasından sonra  şimdilerde yavaş yavaş dağılıyor. Vakti geldiğinde Yüce Yaratıcı tarafından kendilerinde ve evrende mucizelerini göstereceği bir çağdayız. 1974 yılında bir biyokimya alanında uzman olan Dr. Reşat Halife 74. Sure olan müddesir(gizlenen) suresinde 1400 yıldır ve aynı zamanda bu surenin “üzerinde 19 vardır.” 30. Ayetinde,  Kur’an ın her tarafına dağılan 19 mucize kodu kendini göstermiştir. Şimdilerde daha sistemli bir şekilde bu gerçeği araştırma, gözlem ve deneylerle karşımıza çıkaran Dr. Edip Yüksel’in  “Üzerinde  19 var “ adlı çalışmasında gerekli detayları bulabilirsiniz.

20 Ağustos 2015 Perşembe

Önce: Din mi, vatan mı, insan mı?

Çağın sorunu olan kavram karmaşıklığının temelinde bu üç kelime yer almaktadır. Genellikle insan kavramına verilen değer diğer iki kavrama verilen değerden daha az olmaktadır.

Dinin ve ya vatanın önce insan için olmadığı çok bariz bir şekilde belli olmuştur. Çünkü çıkarılan savaşlarda insanların siyaseti uğruna, heva ve hevesleri uğruna her şeyi göze alabileceklerini ve gözlerinin körleştiklerini davranışlarından anlıyoruz. Her zaman iktidar olma hırsıyla yanıp tutuşan bu yöneticiler halkın dini ve milli hormonlarını kullanarak başta kalmaya ve iktidarlığın zevkini yaşamak isterler. Bu amansızca  hastalık aklı örter ayrıca duygusuzluk getirir.  Kendilerinden olmayan diğerlerini ideolojileri için basit bir hiçmiş gibi kullanabilmektedirler. Düşmanlarına vicdansız muameleler yaptırmaktadırlar. Eğer düşmanlarında birbirlerine merhameti olsaydı zaten savaş diye bir şey olmayacaktı.

barıış sorgusu, cehalet, din putu, din sorgusu, dinin değeri, insanın değeri, vatan putu, vatan sevgisi, vatan sorgusu,
Dinin ve vatanın önce insan için olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu gerçeği kullanma yöntemi farklı olduğundan insan için olmadığı sonucuna yukarıda değinmiştik.

İnsana olan değer gün geçtikçe azalıyor. Kendimizden veya yaşadığımız ulus devletinden  dolayı insan değilmiş gibi bakabiliyoruz. Peki hepimizin eşit insan olarak görülme durumunu nasıl sağlayacağız? Bize üstünlük hırsını veren neden hangisidir? Bu üstünlüğün yok olması dünya vatandaşları için daha mı faydalı olur ?

Her ulus devleti yalnızca  kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Uydurulan bir ahlak tanımıyla yalnızca kendi partileri için ahlaklı oluyorlar. O ulusun vatandaşı bile o partiler kadar yararlanamazlar. Ulus adına ulusu sömüren bu kodomanlar tekelciliği, sömürüyü getirmekte ve insanın yaşam enerjisini çalmaktadırlar. Bunun sonucu yaşanmaz bir dünya olup bu dünyayı kendi hırsları uğruna pisletebilmektedirler.

barıış sorgusu, cehalet, din putu, din sorgusu, dinin değeri, insanın değeri, vatan putu, vatan sevgisi, vatan sorgusu,
Aşırı bir din ve vatan sevgisi aslında aşırı bir gelenek sevgisidir. Atalarının yollarından gitmeye ant içmiş olan topluluklar gerçeği göremez ve akıllarını kullanamazlar. İnanılmaz bir düşünceden yoksun olan vatanperestler kendi vatanları uğruna azgınlık, taşkınlık ve kan dökebiliyorlar. Bunun sonucu akli olmayan , anlaşamayan her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda yapmaya çalışan bir faşistlik, sadece kendini ve toplumunu aşırı düşünen bir grup vardır. İnsanlığın temel sorunu olan bu insanların kendi iradelerine sahip çıkmaları ve putlaştırdıkları vatan ve bayrak sevgilerini sorgulamaları gerekmektedir. Çünkü tanrı bile sorgulanmaya açıkken din, vatan ve bayrak  da sorgulanmaya açıktır. Yüce yaratıcının bize bahşettiği bu akıl nimetiyle daha özgür ve birbirinin hakkını gözeten daha yaşanabilir,eşit bir dünya kurabiliriz.

“Neden eşit değiliz?” sorusu burda karşımıza çıkıyor. Yaratılışımızdan bugüne dek kadınlar ve erkekler olarak gören, işiten, duyan ve daha çok özelliğimiz olan canlılar olduk. Tenlerimizin rengi yaşadığımız coğrafyaya göre şekil alıyor. Her nereye gitsek acılarımız ve sevinçlerimiz aynıdır. Sınırlarımızı belirleyen durumlardan ötürü dillerimiz farklılaştı. Bu durum bile komşu sınırlardan dil ve kültür alışverişi yapmaktan alıkoymuyor. Aynı dünya da ve aynı gökyüzünde nefes alıyoruz. Böyle olduğu halde nasıl bir üstünlükten bahsedebilirsiniz?

İnsanı insan olarak görürsek her dinin ve vatanın insan için oluşturulduğunu görürsek her şey daha farklı olabilir. Çünkü dinler ve vatanlar uğruna nice hayatlar yok olmaktadır. Bu vahim durum yok sayılamaz. İnsanlıkta açılan bu derin yaranın sarılması gerekmektedir. Kutsallaştırılan sorgulanmayan bu kavramlar bir birey olarak yaratılan insanın daha da değersiz olması gerektiğini düşündrüyor.


barıış sorgusu, cehalet, din putu, din sorgusu, dinin değeri, insanın değeri, vatan putu, vatan sevgisi, vatan sorgusu,
İnsan hayatının var olan bütün kurumlardan değerli olması ve her insanın uluslar arası bir devlet statüsü kazanması gerekmektedir. Ayrıca ortak iyinin yanında ve ortak kötünün de karşısında olmak gerekir. Çünkü bu dünyaya barış ancak bu şekilde gelebilir ve dünya cennetine ancak böyle ulaşabiliriz. 

Burdan önceliğiniz ne ise dünya görüşünüzü ortaya çıkaracaktır. İnsanı değerli gösteremeyen her ideoloji yanlış ve eksik olmalıdır. Çünkü insanın yaşatılamadığı hiç bir yerde düzen ve huzur olmaz; ideoloji de... 


31 Temmuz 2015 Cuma

Lanetle Korunmuş Kötülük


Savaşların gölgesinde sınırların boyunduruk altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. Aşırı bir din, vatan ve bayrak putperestliği ile sorgulanmayan, araştırılmayan,  barışın engellenmesi ile siyasi bir gerilime girmiş bulunmaktayız.

lanetle korunmuş kötülük, savaş suçluları, din savaşları, vatan savaşları, iktidar savaşı, robot askerler, anlayışşız topluluk, savaş mağdurları,
Stres ve gerilim içinde bizlere zorla dayatılmaya çalışan bir hayatı yaşamaya mecbur kalıyoruz. Kendi iktidarları için inanılmaz pislikler yapabiliyorlar. Daha çok hırs, gaflet ve güçlü olma gayretleriyle yönetimleri altında bulunan ve tek bir işaretiyle ölüme koşan robot askerler görüyoruz.  Bilinçsiz bir şekilde kendi kaderlerini yöneticilerinin ellerine bırakan savaşmayı herkesten daha üstün gören bir zihniyet var ne yazık ki..


lanetle korunmuş kötülük, savaş suçluları, din savaşları, vatan savaşları, iktidar savaşı, robot askerler, anlayışşız topluluk, savaş mağdurları,

Barışın ve selamın daha güzel günler görmesi umuduyla hareket edemeyen bu inatçı gruplar, selam ve esenliğin en büyük düşmanları konumundadırlar. Kendi sınır toprakları için alabildiğince vahşi ve yabani, yamyam ve gözleri kan bürümüş şekilde en büyük üstünlüğün devlet olma olarak tanımlamaları sonucu son mutluluğu böyle algılamaları ve bu mutluluklarını bozacaklara her türlü iğrençlik gösterebileceklerini görüyoruz.

Akli düşünme yeteneğini kullanma özgürlükleri bulunmamaları sonucu cahilce birbirlerini izlemeleri nedeniyle hiç hoş olmayan ve anlaşma yanlısı olmayan bir tutum içerisine giriyorlar. Her şeyi zorbalıkla ve güçle halledebileceklerine inanıyorlar.  Öldürdükleri düşmanlarının resimlerini çekerek yayınlayıp daha çok kin ve nefret çekiyorlar. Bu düşmanca tutum içerisinde mantıksızca hareket edip konuşmaktan anlamayan birer savaş suçlusu haline geliyorlar.

Din adına mı savaşıyorlar yoksa devlet adına mı?

Tarihte din adına savaşan çoğu din fethetme ve yayılma politikası izledi. Bunlara kilisenin  yönetimi ele geçirmesi ile haçlı savaşlarını örnek gösterebiliriz. Büyük kıyımların olduğu ve açlıkları yüzünden yağmalama çağını başlatmalarıyla son buldu.  Bir sürü peygamberin getirdiği yeni yolu yani barış ve esenlik getirecek yolu  reddederek kendi egomanya ve heveslerine kapıldılar. Din adamları sınıfının halkı haksız yollarla sömürdükleri ve biriktirdikleri altın ve gümüşleri kitaplarda hep yazılıdır.
Milliyetçilik akımıyla gelişen durumlarda da aynı şeyleri görmek mümkündür. Bu sefer ırk üstünlüğünün dine üstünlüğünü kanıtlamaya çalışarak kendi yayılmacı politikalarını yaymaya başladılar. Faşizmin bir zamanlar insanlara ne kadar aptallaştırdığı ve yönetimleri kutsamaya yol açarak düşünme yeteneklerini ellerinde aldıklarını gördük.

lanetle korunmuş kötülük, savaş suçluları, din savaşları, vatan savaşları, iktidar savaşı, robot askerler, anlayışşız topluluk, savaş mağdurları,
Aynı durumlar her bir milliyetçi devletin aşırı savunucu fanatikleri içinde geçerlidir. Zaten düşünülmeden savunulan aşırılıklar her zaman kötülüğe hizmet etmiştir. Şeytanın takipçileri olarak tanımladığım bu insanlar akıllarını kullanmadıkça üzerlerine pislik yağacağı apaçıktır. Çünkü bunlar üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ellerinden geldikçe kirlettiler. Bizlere yaşayacağımız huzurun olmadığı sınırlar bıraktılar. Çözümsüzlükle uğraşmak tek amaçları olduğu için savaş onların tek çıkarı olmuş durumda.


Yani durum, insanlığın ister din ister millet olsun kendi çıkarları ve özellikle kendi iktidarları için yapamayacakları pislik, iğrençlik ve kullanmayacakları insan yoktur. Çünkü bunların kimseye  hesap verme gibi bir dertleri yoktur. Her dini kendileri için kullanabilecek bir araç ve her çıkarı kendileri için bir fayda olarak görüyorlar. İçlerindeki kötülüğün kendileri için bir lanet olduklarının farkında değiller....

3 Mayıs 2015 Pazar

Selam Diyarı

Öyle bir yer hayal edin ki olmasın… Öyle bir yer hayal edin ki hep yaşanılan olsun…

 Selam diyarından geldiğimiz söylenir. Doğar doğmaz arzuladığımız, hasretle kavuşmayı umduğumuz bir diyar… Öyle ki içimizde kendini fark ettiren bizimle konuşan bir diyar… Parçalarından kopmuş oluşmuş yüreğimizle her anlatılan güzellikte coşkuyla bekliyoruz orayı… Olacağından adımız gibi eminiz. Var olmayı bekleyen hayatın sırrında, umudun durmadan yeni fikirler oluşturduğu, yeni bekleyişler, yeni çabalar ve ufuklar… 

Selam diyarı, barış diyarı. insanlık bütünleşmesi, milliyetçilik çözümleri, mezhepçilik çözümleriİşte o cennet yürekli çocukların yüzlerinde parlar Selam Diyarı. saflığın simgesi çocuklarımız pırıltılı gözlerinde yeşerir daima… Selam diyarı hayatı süsleyen bir nefes; Aşkın ve sevginin yoğunluğunda insanı bütünleyen bir direnç… Yalnızlıktan yorgun yüreğin desteği; bir ırmağın kenarını yeşerttiği gibi yeşertiyor insanı… Selam… Selam… Ne güzel kelimedir selam…. Hatırlıyor en çok arzulayanlar orayı.. Selamsız yaşanmıyor.. Kavgalarla kirlenen dünyanın barışın olmadığı yerlerde de açılıyor umulmadık şekilde..


Dönen dünyanın dönmeyen merkezi olmuş selam. Garip hayatlar yaşıyoruz mazlum selamların ortasında; duygu yüklü ve birikmişiz taşların duvarların arasında… Doğadan uzak taşlaşmış kalbimiz ve beynimiz ; anlama özürlüsü , davranma sorumsuzu olmuşuz… Bilmiyoruz hangi heyecanlar uğruna yapılıyor o vahşetler; gözlerinin kirinde şeytanları gasp ediyor yürekleri… durağanlığın öyküsü gittikçe geriliyor toz yığınlarının arasında… Çocukların sesi geliyor ağlamaklı içimizi ürpertiyor kasılıp gevşiyor kalbimiz … Nerde o selam gören var mı diye soruyorlar hep .. Yangınlar bile yılgın bu sıcaklığa…

13 Mart 2015 Cuma

İçimizdeki Güzellik


İçimizdeki bir neden yaşamamızı ister, daha güzel bir şekilde yaşayabileceğimiz en güzel haliyle ister. Nedir bu içimizde olup bitenler? Biz nasıl oluyor da öyle güzel bir hayat yaşamak isteriz? Biz neyiz ? Güzel olan biz miyiz yoksa içimizdeki güzelliğin bir eseri miyiz? Güzellik dediğimiz şey nedir?
güzellik, içimizdeki güzellik, güzelliği tanımak, kalbimizi dinlemek
Güzellik her şeyin uygun olan halidir. Her şeyin birbirini tamamlayan halidir. Bizler güzel olarak doğduk, güzel olarak şekillendik içimizdeki güzellikle sanatlar, eserler, bilimler icat ettik

Yaratılmış bir varlık olarak daha iyisini isteme kabiliyetimiz var. Bizler güzel şeyler bulmak zorundayız, güzel olan şeylere ihtiyacımız var. İnsanlığımızı sürdürebilmemiz için güzelde ve estetikte kalıcı olmalıyız.  Bizi biz yapan değerler güzel olan değerlerdir. Sahip olduğumuz güzel bir gelecek düşünsenize hayali bile olması gerekeni fısıldıyor. Evet bu biziz. Duyabileceğimiz bir içtenliğimiz var bizi yaşamaya çağırıyor; hep bilinçsizce bu mesaja saygı gösteriyoruz. Bu mucizevi bir şey ,yaşamak olağan üstü aklın, mantığın dışında bir şey… Onu anlamlandıramıyorum ama anlamamı sağlayacak hisler duyuyorum. Çünkü biz böyle yaşıyoruz; içimizdeki güzelliğiz biz; güzelliğimizle yaşıyoruz.

10 Mart 2015 Salı

Umut Çabası


Umut, Umut Çabası, Neden Umutlu Olmalıyız? Çocukluk, Karanlık, BoşlukYeni  bir gün bitiminde daha eve yolumuz düşürken günün yorgunluğuyla beraber  günümüzü yoklarız. Kısa bir özetten sonra kendimizi,  davranışlarımızı  ve insanların davranışlarını sorgularız. Daha iyi  şeyler yapacaklarımız olur veya hayalimizde bir taslağını oluştururuz. Umutlu olmak keyifli bir yorgunlukta bile doyumsuz olur. Yollardan geçerken güneşin ışığı vurur gözümüze, içimiz ışık doluyken yine ısınırız. Üstümüzdeki yorgunluk tüy kadar hafif olur keyif duyarız bu yolculuktan.

Mutluluk bu olsa gerek; umutlu iken çabalamak… Derin bir nefes alıp yaşanılası doğadan bitkin geçmişimizi yenilemek için serinleriz. Gökyüzü, hava, rengarenk çiçekler, kuşlar, böcekler.. Akşamın turuncu batımında garip hisler uyanır ve yazabilecek çok şeyimizin olduğunu çağrıştırır. Ruhumuz bizden ayrı hissedip göremediklerimiz görür, duyamadıklarımızı duyar, dokunamadıklarımıza dokunur gibi dünyayı on tur dönmüş gibi oluruz sanki.

9 Mart 2015 Pazartesi

Davranış Güncellemesi


davranış, davranış nedir, davranış güncellemesi, kendimiz olmakHayatımızın nedenselliği davranışlarımızda gizlidir. “Neye niçin kızıyoruz?”, “Neyi amaçlamaya çalışıyoruz?”  gibi sorularla hep bir  merak içindeyizdir. Etrafımızda bin bir türlü davranış görürüz.  Kimi zaman alışkanlıklarından kurtulamayan bir dizi insan yaşını başını alsa da davranış eksikliği gösteriyor.

Davranmak, içimizdekini karşımıza aktarmak demektir. Hangi ruh halindeysek o halde davranırız. Hangi niyeti taşıyorsak o niyetle hareket ediyoruzdur.

Çoğu zaman içindeki benlikle kapalı kutularda kalmış kişiliklere rastlarım. Bu kişilikler, değişimin getireceği rüzgardan ödleri kopar. Öyle ki, oluşturdukları sahte vicdanla öyle bütünleşmişlerdirler ki bu değişim sonlarını getirecek kaygısıyla kendilerine sıkı sıkı sarılıp can telaşıyla durağan hayatlarında devam edip gidiyorlar. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın sözünü amaç edinen, yılan kendilerine dokunduğunda da bin pişman olan insanlar bu durumu bilinçsizce beklemektedirler. Çünkü bazıları kendi keyiflerinde haz yaşarken, bazıları da acılar içinde tutuşturdukları ateşin kıvılcımlarla bütün dünyayı yakabilir.

5 Mart 2015 Perşembe

Nasıl Anlaşalım?


Anlaşma, empati, empati nedir? Gün içinde uyanır uyanmaz evden işimize gitmek için kalkarız. Yolda bazen bizi şaşırtan davranışlar görmüşüzdür. “Neden hiç içimize sinmeyen bu davranışlarla karşı karşıya kalıyoruz?” diye düşünmeden edemiyoruz. Böyle tuhaf hislerle hep karşı karşıya kalırız. İyi olmak istesek bile etrafımızın sorumsuzluğu adına utanmak isteriz belki. Bazı davranışlar beni hayrete düşürüyor. Örneğin belediye otobüsünde giderken “şoföre müsait bir yerde inebilir miyim? “diye sorduğumda, “düğmeye basın beyefendi!” cevabını aldım az daha düğmeye basmasaydım adam beni dinlemeyecekti ve öylece sürüp gidecekti. İnsanlar arasında anlaşmada bir sıkıntı görüyorum çoğu zaman; ya anlamak istemiyorlar ya da farklı dünyalarda yaşıyoruz;  ya da sadece görünen maddesel vücutlarımız bizden gizli konuşuyordur belki. Robotlaşmış benliklerle daha anlaşılır konuşmak sandığımızdan daha da zordur. Kendini şartlamış içindeki güzelliğe sırtını çeviren insanlar o güzellikten mahrum kalır ve hayatı basit bir çıkardan öteye anlamlandıramazlar.

1 Mart 2015 Pazar

Dünyalı


Toz bulutlarından, yıldızlardan oluşan yaşamdan değişik evrelerden geçerek soluyan, işiten, gören canlılar olduk. Nasıl ve nerden geldiğimizi unutarak bize var edilen hayatı yaşamaya başladık. Bu unutkanlıkla parçalarımız, dünya denen hayatsal kürede buldu kendini.

Yaratılışımızın  bilinmezliğinde bize var edilen sınırlarda bulduk kendimizi ve bu sınırları kendimize sınırladık. Çoğu insan soluduğumuz havanın ortak olmadığı kanısında. Sınırsal bir şartlılıkla bilinçlerinden gelen benliklerle daha üstün olduğunu düşünür.

 Tek başımıza olan eksikliğimiz toplumsal ya da dünyasal anlamda da eksiklik anlamına gelir. Çünkü ne kadar aciz olduğunun farkındadır insan.

Böylece aynı amaca hizmet eden düşünceler bir siyaset oluşturdu. Var olmak sanıldığı kadar tek başına yaşamak anlamına gelmiyordu. Gruplaşabilen topluluklar hep süregelen bir gelenekle ortak yaşama bilinci geliştirdiler. Kendi gruplarının menfaatini kutsal ve dokunulm
Dünyalı, Selam Ülkesi, ırklar, diller, kültürler, insanlık
az kabul edip sadece kendilerinin yaşamaya hakkı olduklarını düşündüler. Bunun sonucunda gruplaşma üzerine kurulan siyasetin bencilliği oluştu. Bu bencillikle oluşan güç, rekabet ve hayatta kalma tutkusu feci sonlar yıkımlar getirdi insanlara. Bu düşünceler günümüzde var olan sınırsal ülkelerin amacını oluşturur. Yakın tarih bilimine bakılarak da olanların bundan ibaret olduğunu görebiliriz.

Öyleyse hayatta kalmanın amacı gruplaşarak belli bir ideolojiye bağlanmaktı. Bu ideolojilerin rengi ya da biçimi önceden önemli değildi sadece yaşamaya olan çabamız bize bu seçimi vermiyordu; belirsiz yaşamak uğruna… Merhametten o kadar şüpheye düşmüştü ki insanlar bu amansız ayrılıkla sınandılar.

İnsanlığın tarihi özeti saydığım bu geçmişe duyduğum ibret yaşanılan ırksal ve mezhepsel çatışmalara çözüm üretebileceğimi ve kapladığım sınırlardan daha büyük alanlara ulaşan sınırlar, hayallerimdeki sınırsızlığın olabileceğini düşündürüyor. Böylece insanların kendilerinden başkalarına da insan diyebileceği bir gelecek söz konusu olursa buna katkı sağlamaları memnun edecektir.

Yaşadığımız dünyada bir yerlere bağlı oluşan kültür ve dilimiz hep ortakça bir alışveriş sonucunda meydana geldi. Birbirimizin geleneklerinden ve dilinden etkilenebileceğimizin gerçeği bu etkinin neye bağlı ve niçin olması gerektiğini akla getiriyor. Bunlar oluyorsa madem bilinçsiz bir şekilde ulaşabileceğimiz mükemmel bir toplum ve dünya, Selam Ülkesini görebileceğimiz anlamına geliyor.

Zihnimize kazılan belli bir kültür ve âdetin içimizde belli bir amacı olmalı. Bizleri hep bir çabaya ulaştırmak isteyen karanlıklardan aydınlığa teşvik eden iyilik ve merhametimiz bu kaçınılmaz cesareti veriyor. Güzel düşlerin olabileceğini bile hayal etmemiz mükemmel bir sağlık ve kişilik veriyor. İşte sağlıklı kişiliklerle oluşabilecek Selam Ülkesi gerekliliği ve yeterliliği burada ortaya çıkar.

 Bu yüzden oluşan kültürel benliklerimiz Selam Ülkesine dönüşmelidir. Çünkü dönüşebileceğimiz bir yer ancak masallardaki anlatılanlar gibi bize farklı gelen olabileceğini her an düşleyebileceğimiz ve olacağına her an kendimizi yakın hissettiğimiz o yer o Selam ve Barış Ülkesi olmalıdır.

O zaman belirsiz olan ırklar, diller ve  farklı düşüncelerden oluşan her topluluk dönüşümlü olarak yeni bir kültür yeni bir ahenk içinde Selam Ülkesine akacaktır. Var olan bütün eksiklikler sağlıklı bir kişilik ve dünyada tamamlanmayı sabırla bekleyecektir.



28 Şubat 2015 Cumartesi

Uyumsal Din


Uyumsal meseleleri görmezden gelerek uzunca yıllar  benimsetilen din anlayışı vardır. Gerçek bir var oluşun kaynağını sömüren  kendi çıkarları, hegemonyaları için değiştirilen sahte kimliklere maruz bırakılan kaynaklarından bağımsız  kendi yorumsal hurafelerin oluşturduğu imaj dinleri, mezhepler...Bu anlayış genlere işler ve sonuçta çoğu insanın bu geleneksel yaşamı ve hatta soluduğu hava olur. Sınırlarının çıkmazında insanın bu din anlayışından başka kurtuluşu yok gibidir. Arada bir vicdanın sesini duysa da oluşan sahte vicdanı gerçek sesini bastırır.
Din, uyumsal din, gerçek din nedir, imaj dini nedir?
Öyleyse gerçek din neydi ve eğer gerçek din varsa bize neyi anlatmalıdır? Bu gerçek dine uyan birileri var mıdır?

Tarih boyunca din algısı insanları etkisi  altına aldı. Vicdanı uygun insanların gaipten gelen sese iştirak etmesi onlara peygamberlik görevini verdi. İnsanların aklı yetersizlikleri ve arayış içinde olmalarına Yüce yaratıcı bigane  kalmayıp kendilerine gelen ışığın yolunu açtı. Sonuçta insanlara ulaştığında suya götüren yol(şeriat) oluştu. İnsanlar artık suya gitmenin yolunu öğrenmişler bir nebze olsun  sakinleşmişti vahşet çılgınlığı.  Kendi yoluna bağlı olanlar barışa davet ediyor zulümleriyle engel olmaya çalışanlara savaş açılıyordu. İsyan sesiyle  büyüyen zulme direniş dinle birlikte başlar. Mazlumun ve ezilenin mağdurun hakkı dinle aranmaya başlandı.

Kısa süreli geniş yayılmasıyla büyüyen dinlerin ortak yanı aynı ahlaki kuralları ve toplumsal düzeni sağlamaktı; yani ezilenin yanında durup birlikte uyum içinde yaşamak ve Yaratıcı da bağımsız olacak sonsuz bir teslimiyetti.

Dinler neden  bozuldu o zaman; esas amacından kopup sadece  tapınılması gereken bir vicdani tatmin olarak kaldı?

Çünkü din karşı çıktığına dönüşerek imparatorların , zalimlerin silahı haline geldi bu işten çıkar sağlayan tacirlerin elinde adeta oyuncak oldu. Kaynaktan kopup kaynağı yorumlayanlar kaynak haline geldi. Din adamları sınıfı Rablerinin egemenliğine ortak koşarak halka zulmettiler halkın malını haksızca yiyerek  insanları kendilerine tapar yaptılar. Böylece kısa süreli geniş yayılma olan gerçek hoşgörü ve yardımlaşma  geleneklerin suyu altında çağlayıp gitti…

Bu kadar kısa sürede özetleyebileceğimiz din algılayışı sosyopolitik nedenlerle güç üstünlüğü, hüküm vb. sağlamak uğruna insanlarının mantıksız yaşayabileceği kaynak dışı kitaplardan beslenen insanların kitaplarını iyi bilmemeleri sonucunda akli bir kirlilik oluşturmaktadır. Dolaysıyla sorgulamayan toplulukların vicdanları rahatsız olsa da imaj dinine uymaktadırlar ve ya hiçbir  rahatsızlık duymadan alışkanlık haline gelebilmektedir. Sonuçta  uyumsuz bir dünyanın ürünleri olarak kendilerinden olmayanları dışlamak zorunda kalıyorlar. Bu bencillik üzerine kurulan mezhepçi ve ırkçı anlayış devam edip gitmektedir ve  Allah ın bahsettiği “Selam Ülkesi(Dar us Selam)” bi türlü olmamaktadır.

Uyumsuz imaj dinleri için ne çözüm üretilebilir?

Dünyayla uyumlu olmaları için bir çağrı yapılabilir. Rableri ve peygamberleri adına söylenen her söze sadece ve sadece  indirilen kaynaklarından bakabilirler. Rab eğer bir mesaj gönderdiyse bizlere bu mesajı anlayabileceğimiz bir kolaylıkla, doğayı ve kendimizi daha iyi tanıyarak anlayabileceğimiz ölçüde göndermiştir. Çünkü indirildiği dönemde bilimsel ve tekniksel gelişmelerden habersiz çöldeki Muhammed Peygamber örneğinde KUR’AN da pek çok daha yeni yeni keşfedilen bilimsel mucizelere rastlanmaktadır. Bu nedenle anlayışımızın sınırlı olması anlayabileceklerimizden kaynaklanmaktadır. Bu konu da “Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize” kitabının pdf dosyasını burdan indirebilirsiniz.

Kendi kaynaklarını bile kaynak dışından yorumlayanlar hayattan tabiattan  eksik olarak  yorumlamak zorunda kalıyorlar. Yahudilerin kaynak dışı olarak mişna ve gamara ları, Hristiyanların  kullandığı pek çok incilin bulunması, Kur'an dışı yaşayan hadisçilerin kullandığı Buhari,Hanbeli, Ebu Davut ,pek çok din ve kültürde çok tanrılı yaşam  gerçek dini belirsiz kılıp tek tanrılı dini ve muvahhid özgürlüğü  gasp etmektedirler.

 

 

 

 

25 Şubat 2015 Çarşamba

Ruhsal Irk

Irk olarak bölünmüş siyasi topluluklarda belli belirsiz yaşayıp gidiyoruz. Vahşet ve kavgalardan dolayı insanlıktan şüphe edecek duruma geldik. Amacımızın bekleyişinde içimizdeki bekleyişe akıp gidiyor cennetimiz. Durgun sularda bu yaşayan kaos bizleri, insan ırkını çözümsüzlük içinde bocalayıp bırakıyor. Sonra düşünmeye fırsatımız olmuyor; yerimizden memnun dinginliğimizle bakakalıyoruz zamana...

ruh, ,ruhsal ırk, ruhsal ırk nedir? insan, insan ırkıNeden bu kadar siyaset, bu kadar kendi bencilliğinde oluşmuş savaşa davetiye çıkaran bu ayrımcılık var? Şüpheler üzerine yazılmayan tarihte bunların izleri görülür. Hep bir güç peşinde koşan, yağma yıkım felaket, gaflet... Mülk üzerine yazılan , konuşulan, sömürülen araçlar olarak görüldü insanlık; doğanın dinmeyen ateşinde kavrularak bugüne geldi. Herkes nerde yaşadığını biliyordu ama herkes, herkessiz yaşıyordu. Herkes kendi için yaşıyordu; bugün hâlâ öyle...

Yaşamaya olan bağlığımız bizleri sosyal varlıklar haline getirdi. Yönetmeler, siyasetler türeyerek gruplaşma üzerine kurulan siyaset var oldu. Her grup kendine bir isim buldu; bu isimler insanlıklarını, ruhsal ırklarının yerini aldı. Ruhumuza dayatılan bu zorbalıkla bize yaşanılmaz rahatsız edici sınırların, pahalılığın, zalimliğin olduğu bir dünya bıraktılar. Bunların takipçileri gün geçtikçe daha kötü bir yer haline getiriyor yaşamaya çalıştığımız yerleri.

Peki neden bu ruhsal sese kulak vermeden yaşıyoruz? Neden bu donmuş dimağın buzları çözülmüyor?

"Her farklı ruh, ayrı birer ırktır"  bu ruhun farkında olmadığımız için ve bilgi açlığımızın iradesinin farkında olmadığımızdan farklı ideolojiler bizi egemenliğine alır. Bu yüzden her bir insanın kombinasyonlu, çeşitli, zengin bir ruhu vardır. Bu zenginliğe farkına varamayışımız engel olur; düşünmeye fırsat bırakmayan ideolojilerin gölgesinde...







24 Şubat 2015 Salı

His Mantığı

Bitmek bilmeyen bir his, arzu ve zevkler... Hâlâ bilinmeyen bir sır; ikinci bir adımımız gibi, belki de gölgemizin ta kendisi... Onunla doğarız ve yine onunla devam ederiz hayata. Her ritminde bir uyum soluruz onunla.  Sevdiklerimiz sevmediklerimiz yeni başlangıçlara koşarız ya da yeni bir engelde takılıp kalırız.

Geçmiş ve geleceğe aynı uyumu göstermek isteriz; içimizde dinmeyen hislerle düzensizliğe, adaletsizliğe meydan okur kalbimiz. Direncimizi koruruz ya da  bulduğumuz düzensizliklerle hayat yaşarız.Ne olduğunu bilmediğimiz dürtülerle bazen çok, bazen az şeye ihtiyaç duyarız.
His,His Mantığı,akıl, kalp, dünya, yeni dünya, uyum, yaşamak
Aslında kalpte doğup aklımızda yaşarız. Kalbimizde doğan kaynaklardan ilham alırız. Bu ilhamlarla şekil alırız. İyi ve ya kötü olmak kalbimizde yatar. Kötülüklere ve hastalıklara yakalanmamız ise kötülükleri ve hastalıkları akıl süzgecinden geçirememekten kaynaklanır.

Daha iyi sağlıklı ve sağlam bir kişilik aklımızı ve kalbimizi daha iyi kullanabilmektir. Ben buna "his mantığı" diyorum. Bizlere verilen hiç bir şey değersiz olamaz. Bu nedenle eksik çalışan kısımlarımızla daha eksik bir insan olduğumuz inkar edilemez. Tam uyumlu bir bedende ruhumuzda uyum içinde olur bizlerle.

İçimizdeki bilgi açlığı ve dayanılmaz arayışlarımız bu uyumsuzluğu gidermek için bizi fakına vardırmak ister. Bu yolda türlü yıkımlara uğrayabiliriz ama yıkıntılar altında bir tohum gibi yeniden taze bir hayata başlangıç yapabiliriz yeniden doğuşun acısına katlanabilirsek.

Aklımızı kalbimizle  ve kalbimizi aklımızla temizleyip daha temiz bir hayat sürebiliriz.O zaman merhamet ve insanlık kokar dünyamız;  "ne zayıf kalır aklımız ne de çok birikir kalbimiz."
 

18 Şubat 2015 Çarşamba

Strese Karşı Elimizden Gelenler

        Stres dediğimiz şey aslında içinde bulunduğumuz ve bilmediğimiz durumlar hakkında vücudumuzun hormonal sistemini kendimizin bozmasıyla meydana gelen bir panik halidir. Aslında istenmeyen durumlarla bazen karşı karşıya kalırız ve bedenimizin doğasında kaynaklanan bir tepki olarak geri döner. Sonuçları bizi ya da başkalarını etkileyebilir bazen ölüme kadar götürebilir.
 
stres, stres nedir? stresi neden yok etmeliyiz? beden , özgüvenBu can alıcı durum karşısında vücudumuz tam bir kaos yaşar. Bedenimiz bu kaosu mucizevi bir şekilde atlatabilir; bazense önlem alınmazsa yıkımlara neden olabilir. Herkesin başından geçen bu olay alışkanlık haline gelmemesi ve bedenimizin iflasını önlemek için tedbiri elden bırakmamalıyız. Bir an önce bedenimizin gücüne varmalı içimizdeki olumlu potansiyele tanık olmalıyız.
 
Biliriz ki acılar bizi daha akıllı kılar. Bu işin felsefesini öğrenip geliştirmek içinde bulunduğumuz vücuda minnet borcumuzdur. Borçlarımızı şükranla ödediğimiz zaman bedenimizle daha iyi kaynaşır ve kendimizi daha çok severiz. Bu özgüven halinde daha mutlu ve özgürleşip, önce kendimizle barışıp sonra dünyayla barışabiliriz.
 
    Bu konular hakkında detaylı ve uzun yıllar araştırmalar sonucu panikatak, stres konularını bulabileceğiniz Panikatak Formülü' ne burda(tıkla+incele) bakabilirsiniz.

17 Şubat 2015 Salı

Doğal Amacımız Nedir?

amacımız nedir? Amaçlarımız nelerdir?, huzurlu ve mutlu bir yaşam için yapılması gerekenler, Stresi yok et
   Daha huzurlu, güvenli ve mutlu günler için sağlıklı, sağlam bir irade ve bedene ihtiyaç duyarız. Doğal amacımız olan bu değerler bizden kendileri olmamızı isterler çünkü. Bunların haricinde amacımız olmasada amaç olabilecek yaklaşımlar peşimizi bırakmazlar.Bu gelgitin içinde bazen ne söylediğimizi bilmeden yaşayabilecek duruma gelebiliriz.Bu tür sorunlarla karşılaşıp çözümler arayışına gireriz çoğu zaman.
 
    Gün içinde birçok stresle başbaşa kalırız.; okul ev ,iş  telaşları derken vücudumuzda stresin getirdiği tahribatlarla birlikte birikmeler oluşur.Kendimizi bir an önce evimizde görmek isteriz.Bu uyuşmazlıklarla birlikte vücudumuzu yönlendirebilmek için bazı olumlu tavsiyelere ihtiyaç duyarız. Bunun için öncelikle bakış açımızın güzel olması gereklidir. Çünkü stressiz, sinirsiz bir yaşam için ilk kural budur.

"Hayat aynalardan ibarettir, bu aynalardan kendimizi görebiliriz."